Türkiye'de Engellilik

            TÜRKİYE’DE ENGELLİLİK

             Devlet İstatistikleri Enstitüsü tarafından 2002 yılında gerçekleştirilen Türkiye Engelliler Araştırması’nın verilerine göre ülkemizdeki engelli nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 12.29 (erkeklerde yüzde 11.10, kadınlarda yüzde 13.45) olarak saptandı. Engelli nüfusun yüzde 0.38’ini dil ve konuşma engelliler, yüzde 1.25’ini ortopedik engelliler, yüzde 0.37’sini işitme, yüzde 0.60’ını görme engelliler, yüzde 0.48’ini zihinsel engelliler oluşturuyor. Kişinin çalışma kapasitesi ve hareketlerinin engellenmesine neden olan, sürekli bakım ve tedavi gerektiren süreğen hastalıklara bağlı engellilik oranı ise toplam nüfusun yüzde 9.7’sini oluşturuyor. Süreğen hastalıklar arasında en çok yeti kaybına yol açan hastalıkların başında ise ruhsal sorunlar geliyor.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre gelişmiş ülkelerde nüfusun yüzde 10’unu, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 12’sini engelliler oluşturuyor. Buna göre dünyada yaklaşık 500 milyon engelli bulunuyor. Bu veriler ışığında Türkiye’de 100 kişide 12’si engelli olarak kabul edilmekte ve yaklaşık 8,5 milyon kişinin engelli olarak yaşamını sürdürdüğü varsayılmaktadır. Ancak engellilik sadece bu sorunu yaşayan kişiyi değil, ailesini ve yakın çevresini de ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak etkileyen önemli bir sorun. Buna göre bir ailenin ortalama dört kişiden oluştuğu öngörüldüğünde engelliliğin, ülkemizde yaklaşık 30 milyon insanı etkilediği, bunun da ülke nüfusunun yüzde 40’ına denk düştüğü söylenebilir.

ENGELLİLİK BİR KADER MİDİR?

ENGELLENEBİLİR ENGELLİLİK NE DEMEKTİR?

Engellilik bir kader değildir. Engelliğin nedenlerine bakıldığında birçoğunun aslında engellenebilir olduğu görülmektedir. Akraba evlilikleri, genetik nedenler, gebelik sırasında yaşanan çeşitli sorunlar (ilaç kullanımı, alkol ve madde kullanımı, yetersiz beslenme, hastalıklar), gebelik döneminde anne adayının kontrollerini yaptıramaması, doğum sonrası yapılan taramaların yapılamaması, bebeklik çağındaki aşıların yeterli dozlarda yapılamaması v.b nedenlerle engellilik oranı artmaktadır. Örnek vermek gerekirse;

DOWN SENDROMU:
35 yaş üstü ve 14 yaş altında çocuk düşünen anne adayları için down sendromu riski yüksek olduğundan anne, tarama testlerini yaptırmalıdır.

TALASEMİ:
Talasemi dünyada en sık görülen aynı zamanda önlemi en kolay olan kalıtsal bir hastalıktır. Sağlıklı bebekler dünyaya getirebilmek için evlilik önce tarama testlerinin yaptırılması gerekmektedir. İki taşıyıcının evlenmesi halinde ise hamileliğin 6–22. haftasında doğum öncesi tanı yapılabilir. Böylece hasta bir çocuğun doğması önlenir. Doğum öncesi tanı ile sağlıklı olacağı belirlenen bebeğin doğmasına izin verilebilir.

FENİLKETONÜRİ:
Doğumdan 24-72 saat sonra topuktan alınan bir damla kan ile inceleme yapılıyor ve zeka geriliğine yol açan fenilketonüri hastalığının önüne geçilebiliyor.

SSPE (SUBAKUT SKLEROZAN PANENSEFALİT):
Kızamık mikrobunun yol açtığı bir beyin hastalığıdır. Yeterli dozda kızamık aşısı yapıldığında bu hastalık önlenebiliyor.

ÇOCUK FELCİ:
  Bebeklik döneminde çocuğun ağzına damlatılacak birkaç damla aşı ile önlenebiliyor.

İŞİTME KAYBI: Türkiye’de her bin bebekten 3’ü ileri derecede işitme kaybı ile doğmakta ve yeni doğan döneminde ucuz ve uygulanması kolay testlerle işitme engelinin önüne geçilebilmektedir. Bu nedenle yeni doğan bebeğin rutin kontrollerinin yapılması ile pek çok hastalık erken teşhis edilebilmekte ve tedavisi mümkün olabilmektedir.

İLKYARDIM: Kazalar sırasında sağlık görevlileri gelinceye kadar yaralıya yapılacak işleme ilk yardım denilmektedir. İlkyardım, bu konuda bilgili olmayan kişiler tarafından yapılırsa, yardım tehlike olabilir. Kaza ve hastalık sonrası doğru ilkyardım yapılamadığı için binlerce çocuğun fiziksel ve zihinsel fonksiyonları bozulmakta ve ömürlerinin geri kalan kısmını engelli olarak yaşamak zorunda kalmaktadırlar.                                                         


ENGELLİLİK VE EKONOMİK DURUM

Dünyanın her yerinde engellilerin büyük çoğunluğu toplumun yoksul kesimlerinden gelmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında, genetik neden, ekonomik yoksunluklar nedeniyle gebelik döneminde tarama testlerinin yaptırılmaması, bebeklik dönemi aşılarının yaptırılmaması v.b nedenler sıralanabilir. Sonradan engelli olunması halinde ise daha önceden çalışan, kendi ihtiyaçlarını karşılayan birey engeli sebebiyle işten ayrılma durumu ile karşılaştığından ekonomik kayba uğramakta ve kişi bir süre sonra yoksullukla karşı karşıya kalmaktadır. Engellilerin işgücüne katılmaları ile ilgili verilere bakıldığında, yaklaşık yüzde 80’inin işgücüne dâhil olmadığı, yaşamlarını sürdürmek için başkalarının desteğine muhtaç oldukları, ancak yüzde 19’unun çalışarak kendi geçimlerini sağlayabilir durumda olduğu gözlenmektedir. Engellilerinin eğitim seviyelerinin ise engeli nedeniyle yetersiz olması sebebiyle de engelli iş hayatından daha da uzaklaşmakta ve yoksulluk kendileri için kaçınılmaz olmaktadır. Sonuç olarak; yoksulluk engelliliğin hem nedeni hem de sonucu olmaktadır.

 ENGELLİNİN TOPLUMLA BÜTÜNLEŞME SORUNLARI:

Engelli çocuğa sahip olan normal vatandaşın, normal bir çocuğa sahip olandan 4–5 kat daha fazla harcaması bulunmaktadır. Özel eğitimi, engellinin kullandığı araç-gereç (toplumla bütünleşmesini sağlayan), ilaçlar v.b tıbbi gereçler… Engellinin kullandığı araç-gereç toplumla bütünleşmesi için olması gereken bir şeydir. Engellinin toplumla bütünleşmesini sağlayan bir diğer faktör de istihdamdır. Bir işte çalışabilmek üretime katılabilmek sağlıklı birey kadar engelli bireyin de arzu ettiği bir şeydir. Tüketen değil, üreten bir pozisyona geçmek her insan için çok önemlidir. Niteliklerine uygun olmayan bir işte çalışması engellilerimizi başarısız ve işe yaramaz bir pozisyona düşürmektedir. Engellilerin toplum içine katılmasında önlerindeki  en büyük engeller ise, ulaşım, içinde yaşadığı fiziksel çevre, konutlar, kamu binaları, okullar, hastanelerdir. Bunun sonucu toplum içinde hareket kabiliyeti azalan engelli toplumdan gün geçtikçe daha da soyutlanmaktadır. Tüm insanlar gibi engellilerin okullarına, işlerine v.b ulaşmayı arzu ettiği her yere ulaşabilirlik açısından diğer insanlarla eşit imkanlara sahip olmalıdır.
-Gerek kamu gerekse özel binaların çoğunda, giriş, merdiven ve asansörlerin, toplu taşıma araçlarının, yol üst geçit ve kaldırımların bedensel engellilerin yaşamını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir.
-Zihinsel Engelliler için düzenlenen eğitim koşullarının okul, sınıf, öğretmen sayı ve kalitesinin gereksinimi karşılayacak düzeyde olması gerekmektedir.
Üyelik Girişi
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam23
Toplam Ziyaret85643
Sitemize Üye Oldunuzmu?

Sitemize Üye Oldunuzmu?

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.74475.7678
Euro6.36946.3949
Hava Durumu
Saat
Takvim
Site Haritası